Antakya’nın dar sokaklarından geçip Kurtuluş Caddesi’ne ulaştığınızda, sizi zamana meydan okuyan vakur bir yapı karşılar. Habib-i Neccar Camii, sadece bir ibadethane değil; Hristiyanlık ve İslamiyet’in bu topraklardaki kadim bağının en somut kanıtıdır. M.S. 638 yılında Antakya’nın Müslüman Arapların eline geçmesiyle inşa edilen yapı, Anadolu coğrafyasındaki ilk cami olma şerefini taşır.
Tarih Boyunca Dönüşüm: Kiliseden Camiye
Habib-i Neccar Camii’nin bulunduğu noktada antik çağlarda bir pagan tapınağı olduğu, daha sonra ise Bizans döneminde kiliseye çevrildiği bilinmektedir. İslam ordularının şehri fethiyle birlikte yapı camiye dönüştürülmüştür. Haçlı seferleri sırasında tekrar kilise olarak kullanılmış, Memlükler döneminde ise bugünkü cami formuna kavuşmuştur. Caminin avlusunda bulunan 19. yüzyıl yapımı şadırvan ve Osmanlı tarzı eklentiler, yapının kültürel katmanlarını zenginleştirmiştir.
Habib-i Neccar Kimdir? (Yasin Suresi Kıssası)
Caminin ismini aldığı Habib-i Neccar, Hatay’ın manevi koruyucusu olarak kabul edilir. Kur'an-ı Kerim'de Yasin Suresi'nde anlatılan kıssaya göre; şehre gönderilen elçilere halk zulmederken, şehrin en uzak yerinden koşarak gelen ve "Ey kavmim, bu elçilere uyun!" diyerek imanını haykıran kişi Habib-i Neccar’dır. İnandığı uğurda şehit edilen bu zatın ve elçilerin türbeleri, caminin yer altındaki mahzen kısmında bulunmaktadır.
Mimarisi ve Konumu
Cami, Habib-i Neccar Dağı’nın eteklerinde, Antakya’nın "aydınlatılan ilk caddesi" olarak bilinen tarihi Kurtuluş Caddesi üzerinde yer alır.
- Görkemli Avlu: Caminin huzur dolu avlusuna girdiğinizde sizi çevreleyen revaklar ve ortadaki asırlık şadırvan, şehrin gürültüsünden uzaklaşmanızı sağlar.
- Minare: Yapının dikdörtgen planlı minaresi, bölgedeki Memlük mimarisinin en güzel örneklerinden biridir.
- Türbe Ziyareti: Caminin kuzeydoğu köşesinden inilen merdivenlerle ulaşılan mahzen bölümü, manevi iklimin en yoğun hissedildiği noktadır.
Yolcu Defteri / 0